|
|
|
![]() |
![]() |
|
Global krizin etkisi altına giren Türkiye’de, işçi sendikaları işin sosyal boyutuna dikkat çekiyor. Bu süreçte bir yandan işten çıkarmaların artmasından endişe edilirken, diğer yandan çalışma koşullarının ağırlaştırılması, çalışanların bazı haklarının kriz bahanesiyle gasp edilmesinden kaygı duyuluyor
Türk-İş Başkanı Kumlu, ‘Krizin işçilere etkilerini azaltma çalışmalarında sorumluluk almaya hazırız’ derken, DİSK Başkanı Çelebi, ‘Bir sosyal program oluşturulmalı ve uygulamaya konulmalı’ önerisi getirdi. Hak-İş Başkanı Uslu ise ‘Sosyal taraflarla ekonomiyi güçlendirme programı oluşturulmalı’ dedi
ANKARA - Bütün dünyayı etkisi altına alan küresel krizin Türkiye’yi etkileyip etkilemeyeceği tartışılırken, ülkenin dört bir yanından fabrika kapatma, işten atılma haberleri geliyor.
Akademisyenler, ekonomistler ve işadamları Türkiye’nin acilen bir ekonomik paket hazırlaması gerektiği görüşünde birleşirken, işçi sendikaları, konuya krizden en çok etkilenenlerin başında yer alan işçi cephesinden bakarak, hazırlanacak programın sosyal yönüne dikkat çektiler.
Türkiye, ABD’de başlayıp tüm dünyayı etkisi altına alan krize, ekonomik büyümenin zaten yavaşladığı bir dönemde yakalandı. Ekonomi, yüksek büyüme dönemlerinde bile istihdam yaratamadı. Hızlı büyüme dönemleri olan 2002-2007 yıllarında işsizlik oranı yüzde 9’un altına düşürülemedi. Türkiye’de en fazla istihdam yaratma kapasitesi olan sektörlerin başında gelen tekstil ve inşaat sektörü, küresel krizden bağımsız olarak zaten kötü bir dönem yaşıyor. Ülkenin her tarafında onlarca iplik fabrikası iki yıl içinde kapandı. Tekstil ve konfeksiyon fabrikaları kapasitelerinin çok altında üretim yapmak zorunda kaldı. Sadece tekstilde iki yılda 150-200 bin işçi işsiz kaldı.İnşaat sektöründe ise iç piyasada iki yıldır süren durgunluk şimdi de Türk inşaat şirketlerinin yurtdışı pazarlarını da vurmaya başladı. İnşaatçılar kısa bir süre öncesine kadar içerideki daralmanın etksini gidermek için ağırlık verdikleri dış pazarlarda da zorlanıyor. Metal ve otomotiv sektörlerinde zorunlu izne çıkarmalar başladı.
‘Haklar gaspedilmesin’
Dünyanın belli başlı ekonomilerinde başlayan durgunluk nedeniyle üretimin daha da düşeceğine, dolayısıyla işten çıkarmaların daha da artacağına kesin gözüyle bakılıyor. İşçi sendikaları bir yandan işten çıkarmaların artmasından endişe ederken, bir yandan da çalışma koşullarının ağırlaştırılması, çalışanların bazı haklarının kriz bahanesiyle gaspedilmesi kaygısını taşıyor.
İşverenlerin, önümüzdeki dönemde yaşanabilecek toplu işten çıkarmalar için kıdem tazminatı fonu oluşturulması ve bu fona işsizlik fonundan borç verilmesi talebine ise işçi sendikaları ortak tepkiyle karşı çıkıyorlar. Sendikaların üzerinde birleştiği bir başka husus ise, krizden etkilenen işçilerin yaşam koşullarının bir nebze iyileştirilebilmesi için işsizlik fonundan yararlanma koşullarının kolaylaştırılması ve fondan yararlanma süresi ile işsizlik ödeneği miktarının artırılması. İşçi sendikası konfederasyonlarının, çalışanların krizden en az etkilenmesi için önerileri şöyle:
‘Kriz fırsatçılığına izin verilmemeli’
Türk-İş Genel Başkanı Mustafa Kumlu: Türkiye’nin yaşadığı sorunların başında, uygulanan yanlış politikalar sebebiyle işsizlik ve yoksulluk sorununun derinleşmesi ve büyümenin Türkiye’nin potansiyelini harekete geçirecek yapısal bir dönüşümü sağlamaktan uzak olması gelmektedir. Bugünkü kriz ortamının, Türkiye’de mümkün olduğu kadar az hissedilmesi veya çok düşük bir maliyetle atlatılması, her şeyden önce büyümenin devam etmesine, makro düzeyde dengelerin kurulmasına, sosyal sektörlerle ekonomik sektörler arasındaki ilişkilerin iyileştirmesiyle mümkündür.
Çalışanların 1994 ve 2001 yıllarında yaşanan krizlere ilişkin acı deneyimleri var. Her iki krizden de çalışanlar zararlı çıkmıştır. Bu krizlerle birlikte, esnek çalışma türleri, denkleştirme, fazla sürelerle çalışma, işçiyi koruyamayan iş güvencesi gibi düzenlemeler çalışma mevzuatımıza girmiş, istihdamı artırmak adına yapılan tüm düzenlemeler, işverenler lehine gerçekleştirilmiştir.
Yaşanılan iki krizde işçilerin hak edişleri geciktirilerek ödenmiştir. Ücretli-ücretsiz izin uygulaması yapılmıştır. Yeni işçi istihdamı durdurulmuştur, ücretlere zam yapılmamıştır, işçilerin sosyal güvenlik primleri yatırılmamıştır, ücretler düşürülmüştür, işçiler işlerinden çıkarılmıştır, işten çıkartılan işçilerin hakları ödenmemiştir, kayıtdışı ekonomi büyümüştür. Krizlerden ise düşürülmüş ücretler, daha uzun ve daha verimli çalışan işçiler sayesinde çıkılmıştır.
Türkiye bugün yeni bir kriz ile karşı karşıyadır. Çalışanlar olarak hiç hak etmediğimiz bir bedel daha ödemek istemediğimiz açıktır. Ekonomik Koordinasyon Kurulu’nda hükümete de sunmuş olduğumuz önerilerimizin dikkate alınması, çalışma barışı ve dolayısıyla toplumsal barış açısından zaruridir. Nedir bu öneriler?
‘Program, sosyal taraflarla oluşturulmalı’
Hak-İş Konfederasyonu Genel Başkanı Salim Uslu: Küresel krizin Türkiye’ye yansımaları, basiretli politikalarla reel sektörde derin sarsıntılar yaratmadan atlatılabilir. Muhtemel riskler karşısında, çalışanlarımızı ve işletmeleri koruyacak, büyüme hızının daha da düşmesini önleyecek tedbirler alınması gerekmektedir.
Uygulanabilecek en iyi önlem, halkın ve ekonomik oyuncuların doğru bilgi alma imkânlarını artırmak ve doğru karar vermelerine yardımcı olmaktır. Belirli çevrelerin IMF ile yeni bir anlaşma yapılmasındaki ısrarları, bunların kendi çıkar hesaplarını IMF üzerinden hükümete dayatma çabasıdır. Merkez Bankası’nın döviz kurunda meydana gelebilecek spekülatif dalgalanmalara müdahale kabiliyeti konusunda kamu oyunu iyi bilgilendirmek gerekir. Bu, güven ortamını pekiştirmek için gereklidir.
Geleneksel emek yoğun politikalar işsizliği azaltmak için şu anda uygulanabilir değildir. İnşaat sektörünün aşırı genişlemiş olması ve tekstil sektörünün dış piyasalarla ilişkili olarak emek massedecek durumda olmaması sebebiyle bu sektörler kısa vadede istihdamı artıracak iyi bir enstrüman olarak görülmemektedir. Bu itibarla, hem işsizliği azaltacak hem de dış dengeye katkıda bulunacak bir önlem olarak, ihraç ürünlerinde yerli ara malları kullanımını artıran firmalara istihdam ve ihracat desteği verilmelidir. Bu destek vergi indirimi, vergi iadesi, seçici kredi gibi araçlar kullanılarak sağlanabilir. Bu politika, döviz kurlarında ihracatı destekleyecek yöndeki hareketlerin etkisini pekiştirir.
Üretim ve tüketim canlı tutulmalı
Bu bağlamda dahilde işleme rejimi ve ihtisas gümrüklerinin etkinliği ve işlerliği artırılmalıdır. İç piyasada da arz ve talebi, üretim ve tüketimi canlı tutmak çok önemlidir. Bu bağlamda bankaların reel sektörle olan kredi ilişkilerinin doğru kurgulanması gerekir. Hükümet bu önerileri içeren bir ‘ekonomiyi güçlendirme’ programını sosyal taraflarla beraber oluşturmalı ve uygulamaya koymalıdır. Kamu finansmanını güçlendirmek amacıyla 2B arazileri konusu revize edilerek sonuçlandırılmalıdır. Döviz rezervini güçlendirmek amacıyla TOKİ yurt dışındaki yurttaşlara yönelik projeler geliştirmelidir.
İşsizlik Sigortası Fonu’ndan yararlanma koşulları (amacı dışına çıkılmadan) iyileştirilmeli, işsizlik ödeneği artırılmalı ve süresi yeniden gözden geçirilip uzatılmalıdır. Ekonomik kriz nedeniyle üretimini azaltan veya geçici süreyle durdurmak zorunda kalan işletmelerde çalışan işçilerin iş sözleşmelerinin devamının sağlanması için 4447 sayılı Kanunun Ek 2. maddesi uygulamaya sokulmalıdır. Çünkü ekonomik krizler karşısında hem işletmeyi hem de işçiyi korumak sosyal yükümlülüktür. İşçilerin işsiz kalma riski ya da gelirden yoksunluk riski bu kanunun işletilmesiyle önemli ölçüde önlenebilir. Sosyal boyutu olan istihdam odaklı projelere destekler artırılmalıdır.
‘Sosyal program oluşturulmalı ve uygulanmalı’
Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Genel Başkanı Süleyman Çelebi:
Ne yazık ki, ülkemiz bu küresel kriz koşullarına, ekonomik, sosyal ve siyasal alanlarda yaşadığı olumsuzluklar sürerken yakalanmıştır. Ülkeyi yöneten siyasal iktidar mevcut sorunları daha da derinleştirecek nitelikteki, piyasacı ekonomik politikaları gözden geçirmeli ve değiştirmelidir. IMF reçeteleriyle yola devam edilmesi, daha fazla özelleştirmenin sürdürülmesi, işsizlik sigortası fonunun başka amaçla kullanılması, krize giren banka ve şirketleri kurtarmanın faturasını halkın üzerine yıkacak politikaların uygulanması, kamunun ekonomik faaliyet alanlarından çekilmeyi sürdürmesi tam anlamıyla çıkmaz bir yoldur. Bu uygulamalar sosyal harcamaların iyice kısılması, yoksulluğun ve açlığın artması, ortaya çıkacak etnik ve dinsel çatışmaların kışkırtılması, bölgeler arası dengesizliklerin fazlalaşması, demokratik örgütler ve sendikalar üzerindeki baskıların daha da yoğunlaşması ve anti-demokratik toplumsal yapının iyice kurumsallaşması sonuçlarını doğuracaktır.
Önümüzdeki dönemde giderek daha da derinleşecek olan ekonomik, sosyal ve siyasal kriz ortamından ülkemizin olabildiğince sağlıklı ve mümkün olabilen en az zararla çıkabilmesi için bir ‘sosyal program’ oluşturulmalı ve uygulanmalıdır. Bu sosyal programda IMF reçetelerine dayalı politikalar olmamalıdır. İşsizlik fonu, amacı dışında kullanılmamalıdır. Fondan yararlanma süresi uzatılmalı, yararlanma koşulları kolaylaştırılmalı ve fona ek katkı yapılmalıdır.
Vergi sistemi yeniden düzenlenmeli
Yüzde 70’i dolaylı vergilerden oluşan vergi sistemi yeniden düzenlenmeli, ücret gelirlerinin vergi oranı düşürülmeli, milli gelirin yüzde 33’ünü elde eden nüfusun ilk yüzde 6’lık dilimine ek vergi uygulanarak sosyal programın finansmanına katkı sağlanmalıdır.
Yeni yatırımlarda istihdam ağırlıklı projeler teşvik edilmelidir. Özelleştirmeler durdurulmalıdır. Spekülatif sermaye hareketlerini kısıtlayıcı tedbirler alınmalıdır. Halkın ve işletmelerin yaygın kullanımına konu olan elektrik ve doğalgaz gibi enerji maddelerinin fiyatları dengeli tutularak yaşam standartına ve üretim artışına katkı yapılmalıdır.
Yoksulluğu önleme fonu
Dış talebin azalacağı göz önüne alınarak, iç talebi destekleyecek politikalar oluşturulmalı, asgari ücretten vergi alınmamalı, emekliler, kamu çalışanları ve devlet memurları dahil olmak üzere ücretle yaşayanların gelirlerini artırıcı politikalar uygulanmalıdır.
Tüketici kredilerinin ve borçlarının geri ödenmesinde yeniden yapılandırmaya gidilmeli, bankalarla kredi kullananlar vahşi koşullarda karşı karşıya bırakılmamalıdır. Yoksul ailelere yönelik, merkezi bütçede ‘Yoksulluğu Önleme Fonu’ oluşturulmalıdır. İşsizlik ve yoksullukla mücadele için oluşturulan fonların yönetimi, çalışanların sendikalarına bırakılmalıdır.